Yaşadığımız Şehri Tanımak: Şehir Kültürü ve Şehir Bilinci
Şehirler yalnızca insanların bir arada yaşadığı yerleşim alanları değil; düşüncelerin, kültürlerin ve medeniyetlerin gelişerek farklı coğrafyalara ulaştığı merkezlerdir. Tarihçi, sosyal bilimci ve yazar Eyüp Ensar Uğur Bey ile yaşadığımız şehri tanımanın önemi üzerine konuştuk...
6 dk okuma
Tarihçi, Sosyal Bilimci ve Yazar Eyüp Ensar Uğur Bey ile Söyleşi
Eyüp Ensar beyi öncelikle okurlara takdim etmek isterim.
Kendileri İstanbul Boğazı’nın tarihî ve kültürel atmosferinde, köklü şehir geleneğinin, sanat ve edebiyat çevrelerinin şekillendirdiği bir kültür ortamında yetişmiş tarihçi, sosyal bilimci ve yazardır. Boğaziçi’nin kendine özgü yaşam kültürü ve İstanbul’un çok katmanlı tarihsel mirası, onun düşünce dünyasının ve entelektüel birikiminin oluşmasında önemli rol oynamıştır.
Yıldız Teknik Üniversitesi Elektrik Mühendisliği Bölümü’nden mezun olduktan sonra akademik ilgisini tarihe yöneltmiş ve İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümü’nde eğitim almıştır. Akademik çalışmalarının yanı sıra bir üniversitede öğretim görevlisi olarak Orta Doğu tarihi üzerine dersler vermiştir.
İslam siyasi ve düşünce tarihi, medeniyetler, sosyoloji, felsefe ve Doğu-Batı ilişkileri üzerine çalışmalar yaparak, tarihsel hafıza ile günümüz toplumları arasında bağ kurmayı amaçlamaktadır.
Yaklaşık on yıldır Fransa’da yaşayan Eyüp Ensar Uğur, Orta Doğu ve Avrupa’daki yaşam tecrübelerini tarihsel ve kültürel birikimiyle harmanlayarak medeniyetleri karşılaştırmalı bir perspektifle ele almaktadır. Geçmişte çeşitli televizyon programlarında ve dijital medya mecralarında değerlendirmeleriyle yer almış; günümüzde de makaleleri, kültürel yazıları ve sosyal medya yayınları aracılığıyla tarih, düşünce, toplum ve medeniyet üzerine görüşlerini paylaşmayı sürdürmektedir.
Kendisine bu söyleşiye zaman ayırdığı ve tecrübelerini paylaştığı için teşekkür ediyor, sağlık ve afiyet diliyorum. Keyifli Okumalar.
Yaşadığımız Şehri Tanımak ve Şehir Bilinci; üzerine Hollanda’da sonbaharın kendine özgü atmosferinde, bir hafta sonunda gerçekleştirdiğimiz bu söyleşide Eyüp Ensar Uğur Bey ile yaşadığımız şehri tanımanın önemi, şehir kültürü, şehir bilinci ve büyük şehirlerin medeniyetlerin gelişimindeki rolü üzerine söze başladı.
Söyleşide, şehirlerin yalnızca insanların bir arada yaşadığı yerleşim alanları olmadığı; düşüncelerin, kültürlerin ve medeniyetlerin gelişerek farklı coğrafyalara ulaştığı merkezler olduğu üzerinde duruldu. Ayrıca göç ederek geldiğimiz şehirleri tanımanın, onların tarihî ve kültürel birikiminden yararlanmanın, sundukları fırsatları değerlendirmenin ve insanın kendi potansiyelini keşfetmesinin önemi ele alındı.
Şehirler: Medeniyetlerin Kalbi ve Düşüncelerin Buluşma Noktası
Eyüp Ensar Uğur Bey, şehirlerin medeniyetlerin gelişmesinde ve düşüncelerin geniş kitlelere ulaşmasında önemli bir rol üstlendiğini belirterek bu işlevi insan bedenindeki kalp ve aklın rolüne benzetti.
Tarih boyunca evrensel mesajların farklı coğrafyalara ulaşmasında şehirlerin sağladığı imkânlara dikkat çekti. Hz. Peygamber’in Mekke’de ortaya koyduğu mesajın yayılmasında, şehrin Arap dünyasının farklı bölgelerinden gelen insanları buluşturan bir merkez olmasının etkili olduğunu ifade etti. Panayırlar ve ticaret yolları sayesinde bir araya gelen insanların duydukları mesajları kendi bölgelerine taşıdıklarını anlattı.
Benzer şekilde Hz. İsa’nın Kudüs ve çevresindeki tarihî coğrafyada ortaya çıkan mesajının da dönemin önemli merkezleri aracılığıyla yayıldığını; Hz. Musa’nın yaşadığı dönemdeki büyük medeniyet merkezlerinin tarihsel olayların ve düşüncelerin şekillenmesinde etkili olduğunu belirtti.
Şehirlerin kendine has farklı fonksiyonlarının olmasıyla beraber; siyasi, ekonomik, kültürel ve düşünce hareketlerinin de çoğu zaman bu merkezlerde şekillendiğini vurguladı. Şehirlerin bulundukları konuma ve duruma göre tarih boyunca yerel ve küresel ölçekte önem kazandıklarına vurgu yaptı.
Yaklaşık yirmi beş yıl önce bir arkadaşıyla yaptığı sohbeti hatırlatarak bir düşüncenin veya hareketin uluslararası ölçekte gelişebilmesi için dünya ile güçlü bağlantıları bulunan bir coğrafyada yer almasının önemine değindi. Amerika’nın dünya ile bağlantı kurma imkânları bakımından önemli bir merkez olduğunu, İstanbul’un da Türkiye açısından benzer bir işlev gördüğünü ifade etti.
Türkiye’de merhum Turgut Özal’ın iş dünyasındaki insanlara geniş pazarlara açılmayla ilgili teşvik ve telkinler yaptığını anlatarak daha geniş pazarlara açılmanın önemine ilişkin değerlendirmeyi yaptı. Yalnızca Kayseri veya Adana’da kalmak yerine İstanbul üzerinden uluslararası pazarlara ulaşmanın, iş dünyasının gelişimine sunduğu fırsatları anlattı.
Paris: Düşüncenin, Sanatın ve Aydınlanmanın Şehri
Söyleşimizin devamında modern çağın önemli düşünce merkezlerinden Paris üzerinde durduk. Aydınlanma düşüncesinin gelişmesinde önemli rol oynayan Paris’in farklı ülkelerden bilim insanlarının, yazarların, sanatçıların ve düşünürlerin buluşma noktası olduğunu ifade etti.
Descartes, Pascal, Karl Marx, Lenin ve Troçki gibi farklı dönemlerin düşünürlerinin Paris’le kesişen hayatlarından söz ederek şehrin çeşitli ideolojilerin ve düşünce akımlarının tartışıldığı bir ortam sunduğunu belirtti. Burada gelişen fikirlerin kitaplar ve makaleler aracılığıyla dünyanın uzak bölgelerine ulaştığını belirtti.
Paris’e giden insanların yalnızca yeni fikirlerle karşılaşmadıklarını; aynı zamanda düşüncelerini ifade etme, yazma, tartışma ve topluma ulaştırma yöntemlerini de öğrendiklerini dile getirdi.
Türk edebiyatı ve düşünce hayatı açısından da Paris’in önemine değinen Uğur; Yahya Kemal Beyatlı, Ali Fuat Başgil, Nurettin Topçu ve Şinasi gibi isimleri örnek gösterdi. Bu şahsiyetler üzerinden Avrupa’da edinilen bilgi ve yöntemlerin Türk düşünce hayatına nasıl taşındığını değerlendirdi.
Le Select Café: Bir Şehrin Hafızasını Tanımak
Paris’te ziyaret ettiğim Le Select Café’den söz ettiğimde, bu mekânla ilgili bir hatıramı paylaşma fırsatımız oldu.
Yaklaşık yüz elli yıllık geçmişe sahip olan bu kafenin, işçi sınıfının ve sol düşünce çevrelerinin buluşma mekânlarından biri olduğuna ilişkin sosyal medya paylaşımımın ardından Fransa’da yaşayan bir sivil toplum temsilcisi beni aramıştı. Kendisi, yaklaşık on yıl önce sosyolog Nilüfer Göle ile bir röportaj yapmak istediklerini ve Göle’nin buluşma yeri olarak özellikle Le Select Café’yi önerdiğini anlatmıştı. Başlangıçta sıradan bir kafe buluşması olarak değerlendirdikleri bu tercihin, sonradan mekânın tarihsel ve düşünsel geçmişiyle bağlantılı olduğunu fark etmişlerdi. Çünkü burası, farklı dönemlerde çok sayıda düşünürün ve sanatçının uğradığı tarihî bir mekândı.
Bu hatıradan hareketle yaşadığımız şehirlerin tarihini, kültürünü ve düşünsel birikimini tanımanın önemini konuştuk. Eyüp Ensar bey, Paris’te yaşayan insanların şehrin düşünce tarihini ve ideolojik birikimini tanımalarının önemli olduğunu belirtti.
İnsanların yaşadığı şehirde nerelerde bir araya gelindiğini, kültürel değerleri, hangi çevrelerle ilişki kurduğunu, hangi kurum ve enstitülerden yararlandığını öğrenmenin, o şehirde yaşayan insanlar için önemli bir imkân oluşturduğunu belirtti. Kahire’de Mehmet Akif Ersoy’un uğradığı, El-Halili Çarşısı çevresindeki tarihî mekânlar arasında anılan kafeleri de şehrin kültürel hafızasını tanımaya yönelik örnekler arasında değerlendirdi.

Şehirlerin Ruhu ve İnsanların Düşünce Dünyası
Söyleşide ele aldığımız bir diğer konu, şehirlerin insanın düşünce dünyası ve kişisel gelişimi üzerindeki etkisiydi.
Eyüp Ensar Bey, her şehrin kendine özgü bir ruhu ve atmosferi bulunduğunu belirterek Manchester’ı örnek gösterdi. Sanayi Devrimi ve kapitalizmin gelişiminde önemli rol oynayan bu şehirde ticaretin, sermayenin ve sanayinin yoğunlaştığını; burada ortaya çıkan üretim ve ticaret anlayışının başka bölgelere yayıldığını anlattı.
Düşünce ve felsefenin öne çıktığı şehirlerden söz ederken Antik Yunan’da Atina’yı, İslam tarihinde Kûfe ve Basra’yı, ayrıca Mezopotamya ve Mısır gibi önemli medeniyet merkezlerini örnek verdi.
Fikirlerin tartışıldığı, bilginin üretildiği ve farklı görüşlerin karşılaştığı şehirlerde yetişen insanların fikri gelişimlerinin de bu atmosferden beslendiğini ifade etti. Bu nedenle insanın doğduğu yer ile sahip olduğu potansiyeli gerçekleştirebildiği yerin her zaman aynı olmayabileceğine dikkat çekti.


Hicret, Fırsatlar Coğrafyası ve İnsan Potansiyeli
Söyleşimizin bu bölümünde hicret kavramını, insanın gelişimi ve sahip olduğu potansiyeli ortaya koyması açısından ele aldık. Bu gelişimin yalnızca ekonomik ve kültürel alanlarda değil, manevi bakımdan da gerçekleşebileceğini ifade etti.
Anadolu’nun uzak köşelerinde veya dağlık bölgelerinde yetişmiş bazı manevi şahsiyetlerin hayatlarından söz ederek Halid-i Bağdadi ve Bediüzzaman Said Nursi gibi isimleri örnek gösterdi. Bu şahsiyetlerin ilk eğitimlerini yaşadıkları çevrelerde aldıklarını, daha sonra ise daha geniş imkânların bulunduğu merkezlere yöneldiklerini anlattı.
İnsanın sahip olduğu yeteneklerin gelişebilmesi için bazen bulunduğu çevrenin sınırlarını aşması gerektiğini belirten Uğur, hicretin yalnızca bir yerden başka bir yere gitmekten ibaret olmadığını vurguladı. Hicretin yeni imkânlarla karşılaşmak, kendini geliştirmek ve insanın kendi potansiyelini ortaya koyabilmesi açısından da önemli bir anlam taşıdığını ifade etti.
Yeni bir coğrafyaya giden insanın farklı kültürlerle ve insanlarla tanıştığını, yeni sorumluluklar üstlendiğini; bu süreçte bilgi ve tecrübelerini artırdığını dile getirdi.
Göç etmek zorunda kalan insanların hayatlarında bunun pek çok örneğinin bulunduğuna değinerek ülkelerinden ayrılan bazı insanların yeni ülkelerinde önemli başarılara imza attıklarını hatırlattı. Kimi insanların ticarette, kimilerinin sanatta, bilimde veya toplumsal çalışmalarda kendilerine yeni yollar açabildiklerini belirtti.
Son olarak şehirlerin yalnızca ekonomik imkânlar sunmadığını; sosyal, kültürel ve sanatsal fırsatlarıyla da insanların gelişimine katkıda bulunduğunu ifade etti. Bu merkezlerin, insanların yeteneklerini geliştirmelerine, farklı insanlarla tanışmalarına ve başka coğrafyalara ulaşmalarına imkân sağlayan geniş ilişki ağlarına sahip olduğunu vurguladı.
Son Söz Olarak; tarihî, kültürel ve toplumsal birikimini kişisel tecrübeleriyle harmanlayarak paylaştığı bu söyleşide, yaşadığımız şehri tanımanın ve onun sunduğu imkânları değerlendirmenin önemini ele aldık.
Göç ederek geldiğimiz şehirleri yalnızca yaşadığımız mekânlar olarak görmek yerine, tarihini, kültürünü, düşünce dünyasını ve toplumsal yapısını tanımak; sunduğu ekonomik, sosyal, kültürel ve sanatsal fırsatlardan yararlanmak, göçün beraberinde getirdiği kazanımları fark etmemize yardımcı olacaktır.
Hollanda’da sonbaharın güzel bir hafta sonunda gerçekleştirdiğimiz bu söyleşinin, yaşadığımız şehri daha yakından tanımak, anlamak ve onun imkânlarından yararlanmak isteyen okuyucularımız için faydalı olmasını diliyoruz.
Okur notları
Bu yazıya henüz not bırakılmamış. İlk yazan siz olun.
Benzer yazılar
Yaşam
Yaşam